İSMİN SON HARFİ

Toplantı saati geldiğinde odada sadece ikimiz vardık ve diğerlerinin gelmesini beklerken el sıkışıp tanıştık. Kolları uzun gelen lacivert ceketinin yakasındaki gümüş renkli Atatürk rozeti gözüme çarptı. Birbirimize kartvizitlerimizi verirken ne içeceğini sordum. Ihlamur olursa güzel olur dedi.

Kartvizitini elimde tutarken gözüm ismine ilişti. İsmini söylerken “Burak” dediğini anlamıştım ancak kartvizitinde “Buraq” yazıyordu. İsminin son harfinin “q” ile bitmesinin nedenini sorduğumda bir an gözlerini kaçırıp  tekrar bana doğru çevirirken tereddütlü bir ses tonuyla “ee yabancı bir dilde orman demek” dedi. İlk kez duyduğum için hangi dilde “orman” anlamına geldiğini sordum. Tereddüt kendini ihtiyata bırakmış olacak ki “yabancı bir dil işte” dedi. Aynı soru yüzlerce kez sorulduğu için bıkmış olacağını düşünerek, tanışma ve merak arasında gidip gelen son harf sohbetini diğerleri nerede kaldı acaba diyerek değiştirmeye çalışırken çaylar geldi ve peşinden diğerler katılımcılar.

Yine tokalaşma ve pek hoşlanmadığım “bak ben buyum ne sandın yaa” kartvizitleşmesi başlarken, Buraq özür dilereyerek yanına kartvizit almayı unuttuğunu sonuncusunu da bana verdiğini söyledi. Artık suyu bayatlamış akvaryumu andıran toplantı odasının içinde isminin “orman” anlamına geldiğini bilen tek kişi bendim ve bir bakıma Buraq’ın odadaki tek sırdaşı sayılırdım.

Toplantı, tüm toplantılar gibi nikotin saati yaklaştığında sıkılınmak üzere devam ederken toplantıya gelemeyen arkadaşım aradı. Merak etme Sayat toplantı geç başladı ama bitmek üzere, ben sana notları mail atacağım diyerek hasta yatağından işini merak eden çalışkan adamın içini rahatlattım. Nihayetinde konuşulan onun projesiydi ve ben onun yerine geçip Sayat olmuştum bu toplantı için. Telefonu kapattıktan sonra “İzni aldım, bana bu toplantıda Sayat diyebilirsiniz” diyerek gülümsedim.

Toplantı sonunda davetlimi kapıya kadar geçirme alışkanlığım “sırrın” geri kalanını da öğrenmeme yaramıştı. Buraq elimi sıkarken “ismim Ermenice” dedi kısık bir ses tonuyla. Karşılığında; e yani ben de Sayat’ım zaten dedim gülümseyerek.

Sonrasında düşündüm ki; hepimiz ulu ağaçları bir bir kesilmiş, filizleri sökülmüş ürkek kocaman bir “orman”ız belkide.