USTA

Arasıra karşılaşırız usta ile. Işıklı masalardan ya da monitörden çevrilen kafalarımızla selamlaşır işimize koyuluruz. Zihinleri kurcalayan ve gözleri yoran fotoğraf olsa da muhabbet başka yerlerden açılır ve sürer giderdi.

Bugün yine aynı yerde, Diagonal’de idik…Usta yeni kitabına hazırlanırken, ben de yeni kataloğumun fotoğraflarını seçmekle uğraşıyordum. Konu nerden geldi anlamadım, belgesel fotoğraftan açıldı. “Bir tek fotoğraf olur ki, 88 fotoğraflık belgeselim diye geçinen seriye 10 basar, işte onun adı belgesel olur” deyince usta, bilgisayarımdan açıp bir fotoğrafımı gösterdim. Bu belgesel mi sence ustam dedim? Baktı ve hemen “belgesel tabi, değildir diyen varsa halt etmiştir” dedi sadece Ara Usta’da görebileceğimiz bir uslüpla…
IMG_4000dIMG_3905_fhdr-sb

Ben de, ustam ama bakırcı ustası çalışmıyormuş, çalışırken çekseymişim, hazırolda durmuş, öndeki tepsi çok parlamış ve rol çalmış, hem serisi yokmuş bu adamın hayatına dair başka kare niye yokmuş, neyin belgesiymiş filan gibi yorumlar almıştım dedim. Çenesini yukarı doğru kaldırdı ve “onu söyleyen adamları sopayla döveceksin, bir dahakine sor bakayım hayatlarında bakır görmüşler mi?” diye söylendi…

 

 

1222040845

”Bakalım başka fotoğraflarına” diye kendisi teklif edince birden bir heyecan bastı, maus titremeye başladı ister istemez..Heyecanım Ara Güler’i gördüğümden ya da konuştuğumdan değil, biraz önce cümle içinde geçen “sopayla dövmek” eylemiyle portfolyomun diğer fotoğrafları arasında bir bağlantı olabilir mi diye düşünmektendi.

Neyse derin bir nefes alıp tuttum içimde ve fotoğraflarımı başladım birer birer açmaya. Bir yandan kulağım ustadaydı. Yaşar Kemal’den bahsetti; “Herkes abc yazmasını biliyor mu biliyor, ama Yaşar Kemal gibi yazamıyor, bu adam nasıl yazıyor bunları diye bilen var mı?” diye sordu ve devam etti fotoğraflarım geçerken ekrandan. “Yaşar Kemal ne kadar iyi yazdığını farkında, sen bu fotografı ne kadar iyi çektiğinin farkında mısın” dedi…Ne cevap vereceğimi şaşırmıştım… Ne kadar iyi peki usta dedim?

Cevabı bir soru oldu: “Demin baktığımız ayakkabı boyacısı var ya Hadrian kapısının önünde, onu bana bastırıp imzalar mısın, arşivime koymak istiyorum”

Birkaç dakika önceki heyecanım şekil değiştirip kekelemeye kadar götürdü beni…Tabi… diyebildim sadece…Ara Usta devam etti “sen bu karede ne yaptığının farkına vardığında gerçekten iyi bir fotoğrafçı olacaksın..”
Neyin farkında olduğumu biliyordum ama ustanın dediği gibi neyin farkında olmadığımı kestiremiyordum bir türlü..

Diagonal’in sahibi Zekai Demir’in “kimseden fotoğraf istemez kolay kolay” diye kulağıma fısıldamasından sonra bu fotoğrafı çektirdik günün anısına…

Haftaya buluşup istediği fotoğrafımı vereceğim Ara Ustaya…Bresson’un “Fotoğraf hiçbirşeydir, beni ilgilendiren hayat” sözüyle birlikte Ara Usta’nın “farkında olmak…” sözleri kulaklarımda çınlaya çınlaya…